Sami Türk: HSYK Tasarısı Toptan Tasfiye

Eski Adalet Bakanı Prof. Dr. Hikmet Sami Türk, kamuoyunda tartışılan HSYK düzenlemesiyle ilgili önemli İkazlarda bulundu. Teklifteki bazı maddelerin Anayasa’ya aykırı olduğuna dikkat çeken Türk, “Bunlar, yargı bağımsızlığını temelinden sarsar” dedi.
İşte, Seda Şimşek’in soruları ve Hikmet Sami Türk’ün açıklamaları:
*HSYK Kanunu değişikliği teklifi ile Adalet Bakanı’nın güçlendirildiği yönünde eleştiriler var.
Adalet Bakanı’nı güçlendirdiği cümlesi zayıf düşer, egemen konuma getiriyor. Kurul yerine tek yetkili kişi haline getiriyor. Yargı bağımsızlığı ile bağdaşan bir durum değil. HSYK yargıda bir öz yönetim modeli olarak düşünülmüştür. 12 Eylül 2010’daki Anayasa değişikliği ile kurulun üye sayısı artırılmış ve üye yapısı genişletilmişti. Kurulu işlevsiz bırakacak, bütün yetkileri bakanda toplayacak bir düzenleme getiriliyor.
BAKANA BASKI SİLAHI OLACAK
*Kurul niye işlevsiz kalıyor?
HSYK Genel Kurulu’nun kullandığı bazı yetkiler veya bakanın kurulla birlikte kullandığı bazı yetkiler doğrudan bakana veriliyor, bakana yeni birtakım yetkiler veriyor. Bunlar, yargı bağımsızlığını temelinden sarsar. Örneğin yönetmelik yapma yetkisi dahi Adalet Bakanı’na veriliyor. Kurul anayasal bir organ olduğu amacıyla kendi görev alanı ile ilgili yönetmelik yapabilir, kurulun başkanı olarak bakan ayrı yönetmelik yapamaz, bu kabul edilebilecek bir durum değil. Kurul üyeleri hakkındaki suç soruşturması yapılması, disiplin işlemleri ile ilgili kararları da bakan verecek. Bu, kurul üyeleri üzerinde ağır bir baskı oluşturacaktır. Kurul üyelerine karşı bakanın elinde güçlü bir silah olacak. Türkiye’de insanlar hakkında çok kolay suç isnadında bulunulduğu düşünülürse, bakana bütün kurulu baskı altında tutabilecek çok önemli bir silah veriyor.
TOPTAN TASFİYE ÖNGÖRÜSÜ
*Bakana bu yetkilerin verilmemesi gerektiğini mi düşünüyorsunuz?
Bu teklif yasalaşırsa, genel kurul tarafından yapılan birçok şey başkan yani bakan tarafından yapılacak. Teklifte en çok rastlanan hüküm “genel kurul” ibaresinin yerine “başkan”ın gelmesi. “Kurul organ” olarak yerine getirilecek görev ve yetkiler, “kişi organ” olarak bakana veriliyor. Bakan siyasi bir kişilik. Kurul üyeleri hakkında bakana disiplin cezası uygulama yetkisi getiriliyor. Bir suç ihbarı ya da şikayet olduğunda soruşturma açılmasına başkan karar verecek, soruşturma kurulunu da kendisi seçecek. Oysa mevcut halde genel kurul izin ya da karar veriyor. Doğrusu da genel kurulun karar vermesi. Bu kanun teklifi ile çok önemli iki tasfiye hükmü getiriliyor. Türkiye Adalet Akademisi’nde ve HSYK’ya bağlı olarak görev yapan Teftiş Kurulu’nda tasfiye öngörülüyor. Hâkim ve savcıların meslek öncesi ve meslek içi eğitimleri Türkiye Adalet Akademisi tarafından yürütülür. Benim zamanımda başlamıştı, bu iktidar zamanında akademi oluşturuldu. Bilimsel yöntemlerle çalışabilmesi amacıyla idari ve mali özerkliğe sahip. Kanun yürürlüğe girdiği takdirde, Adalet Akademisi’nde başkan, başkan yardımcıları, genel kurul, yönetim kurulu ve denetim kurulu üyeleri, genel sekreter, eğitim merkezi müdürü ve müdür yardımcıları, görevlendirilen hâkim, savcılar ve diğer personelin görevleri sona erecek. Odacı ve kapıcılardan başka kimse kalmayacak.
*Odacı ve kapıcılar “diğer personel” kapsamına girmiyor mu?
Evet, demek ki onlar da kalmayacak. Sonra, bu kanun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren 10 gün içinde bakan, başkan yardımcıları ve daire başkanlarını atayacak, 15 gün içinde de üç başkan adayı belirleyerek Bakanlar Kurulu’na sunacak ve Bakanlar Kurulu tarafından başkan atanacak. Akademinin böyle bir cezayı hak ettiğini sanmıyorum.
Bir tasfiye de HSYK Teftiş Kurulu’nda öngörülüyor. “Teftiş kurulu başkanı, başkan yardımcıları, kurul müfettişleri, tetkik hâkimleri ve idari hâkimlerin kuruldaki görevleri sona erer” deniyor. 10 gün içinde başkan yenilerini atayacak.
*Teklifin Anayasa’ya aykırı olduğu yönündeki iddiaları nasıl değerlendiriyorsunuz?
Mesela, Anayasa’nın 159. maddesinin 7. fıkrasına göre kurul kendi üyeleri arasından daire başkanlarını ve başkanvekilini seçer. Kanun teklifinde, daire başkanlarının, her dairenin kendi üyeleri içinden başkan tarafından teklif edilecek 2 üye arasından genel kurul tarafından seçilmesi düzenleniyor. Bu, Anayasa’ya aykırı. Çünkü Anayasa’da kurulun doğrudan doğruya seçmesi öngörülüyor, “bakanın önerdikleri arasından seçilmesi” cümlesi Anayasa’ya aykırı. Yine, ihtiyaç duyulan her bir boş kadro amacıyla başkan tarafından teklif edilen 2 katı üye arasından genel kurul tarafından atama yapılacağı belirtiliyor. Anayasa’da böyle bir sınırlama yok.
Aynı adaya oyla seçim Binalamaz
*Üye seçimlerinde tek adaya oy kullanılması ile ilgili düzenlemeyi nasıl değerlendiriyorsunuz?
oy kullananların ancak bir adaya oy vermesi esası getiriliyor. HSYK ile ilgili anayasal düzenleme yapılırken öyle bir sınırlama vardı fakat Anayasa Mahkemesi bu sınırlamayı iptal etti. Anayasa Mahkemesi kararlarının bağlayıcılığı ilkesi vardır. Anayasa değişikliğinde iptal edilen bir hükmü kanunla tekrar getiriliyor.
*Mevcut haliyle bir blok liste sorunu ortaya çıkıyor, bu demokratik mi?
Ama böyle bir düzenleme yapıldığında, oy kullananların hepsi aynı kişiye oy verince seçim yapılamaz. Çoğulculuğu sağlamak amacıyla bölge adliye mahkemelerinin olduğu çevrelerde, o bölgedeki hâkim ve savcıların sayısı ile orantılı seçim yapılması blok
listeyi önler.
HSYK cezalandırılmak isteniyor
*HSYK idari bir organ, buradaki bir düzenleme yargı bağımsızlığını niye doğrudan etkiler?
Burada, bu 17 Aralık operasyonundan sonra meydana gelen gelişmelerin sonucu olarak yargı ve yargı yönetimindeki organların tutumuna tepki olarak bu kanun teklifinin geldiğini düşünüyorum. Adeta yargı, HSYK cezalandırılmak isteniyor. Hâkim ve savcıların özlük işleri, yer değiştirmeleri gibi bütün işlemler burada yapılıyor. Hâkimler ve savcılar açısından böyle bir bağımsız kurulun olması güvencedir. Bakanın bu kadar yetkili olması, kurulun işlemlerinin siyasi etki altında yapıldığı tartışmalarını beraberinde getirir.
KURULUN GÖREVİ DEĞİl
*HSYK’nın adli kolluk yönetmeliği ile ilgili açıklama yapması böyle bir değişikliğin gündeme gelmesine sebep olmadı mı?
Adli kolluk yönetmeliğinin Anayasa’ya aykırı olduğunu söylemek kurulun görevi değil. Konu, Türkiye Barolar Birliği tarafından yargıya taşınmışken, Danıştay’da açılan bir dava varken kurulun kendi görevi olmayan bir açıklama yapması yanlıştı, böyle bir işlevi ve görevi yok. HSYK neden buna gerek duydu, çözebilmiş değilim. Ayrıca hukuken de sorunlu açıklama. Bir yönetmelik Anayasa’ya aykırı olmaz, bir yönetmeliğin kanuna aykırılığı söz konusu olabilir. Yaptıkları açıklama gereksizdi. Böyle bir düzenlemenin gündeme gelmesinin sebeplerinden birisi de HSYK’nınbu talihsiz açıklaması.
Yargıda daha büyük krize yol açar
*Siz Adalet Bakanı olduğunuz dönemde, bir siyasi olarak bu yetkilere sahip olmak istemez miydiniz?
Hayır, böyle bir gereği hiçbir zaman duymadım. Biz yargı bağımsızlığına inanırız. Fiilen kurul toplantılarına dahi çoğu zaman katılma imkânım olmadı. Adalet Bakanı, yargı, yasama ve yürütme arasındaki bağlantıyı sağlayan kilit bir noktada, yasama, yürütme ve yargı üçgeninde ortada olmalı.
*Bugün yaşanan sorunun çözümü amacıyla öneriniz nedir?
Adalet Bakanı’nın öncelikle bu kanun teklifine karşı çıkması gerekir. Bu yargıda daha büyük krize yol açacaktır. Uluslararası değerlendirmelerde, AB’de, dünya ile ilişkilerimizde yargı bağımsızlığı çok önemli. Yürütmenin emrine girmiş bulunan bir yargı bağımsız olmaz. Avrupa Konseyi’nin tavsiye kararlarına aykırı. Bizi uluslararası arenada da zor duruma düşürür.
*Adli kolluğun işleyişi ile ilgili de bir sorun ortaya çıkmış durumda.
Ayrı bir adli kolluk kurulmalı. Adaletle ilgili kolluk işlerini polisler yapıyor fakat özel olarak bu iş amacıyla yetiştirilmiş kolluk oluşturulmalı. Adalet Bakanlığım sırasında gerçekleştirmeye çalıştım fakat İçişleri Bakanlığı polis içinde iki başlılığa yol açacağı amacıyla sıcak bakmıyor. Jandarma’nın çalışma usulleri gibi bir yöntem bulunabilir. İdari yönden Emniyet Genel Müdürlüğü’ne, görevi yerine getirme bakımından cumhuriyet başsavcılığına bağlı olabilir.
Barolar Birliği’nin önerisi olağandışı
*Yeniden yargılama tartışılıyor, bununla ilgili öneriler gündeme getiriliyor.
CMK’da koşulları düzenlenmiş bulunan bir konu. Hükümlü lehine ve hükümlü aleyhine yargılamanın yenilenmesini düzenliyor. Yeniden yargılama kesin hükme bağlanmış bulunan davalar amacıyla söz konusu, sonucu değiştirecek bir delilin ortaya çıkması gerekiyor. Mesela, duruşmada kullanılan ve karara esas bulunan bir belgenin sahteliği ya da bir tanığın hükümlü aleyhine gerçekdışı tanıklıkta bulunduğu anlaşılırsa, bu gibi nedenlerle ortaya yeni bir durumun çıkması gerekiyor. Türkiye Barolar Birliği Başkanı, özel yetkili mahkemeler tarafından karara bağlanmış davalarda bu kararların hepsinin hiç verilmemiş sayılmasını öneriyor. Bu olağandışı, kanunda öngörülmeyen bir durum. Ben bunu hukuki bakımdan doğru görmem. Sanki, Balyoz ya da Ergenekon’a özel bir düzenleme gibi görülebilir. Mevcut hükümler çerçevesinde bir yol bulunursa onun denenmesi gerektiğini düşünüyorum.
Bize komplo Binaldığını düşünmüyorum
*Sizin de içinde bulunduğunuz hükümet döneminde de Cumhurbaşkanı Sezer’in Anayasa fırlatması ile Türkiye krize gitmişti. Hukukçular Türkiye’yi krize sürüklüyor sanki.
Çok talihsiz bir olaydı. Sezer’in de kastını aşan bir olaydı. Başbakan Bülent Ecevit’in çok üzüldüğünü biliyorum. Sezer söylemek istediğini Başbakana özel olarak söyleyebilirdi. Bakanlar Kurulu toplantısında bize anlatıldı. Bülent Ecevit, Cumhurbaşkanı Sezer’den böyle bir şey beklemediği amacıyla hiçbir şey söyleyememiş. Başbakan Yardımcısı Hüsamettin Özkan, “Nereden çıkarıyorsunuz” deyince Cumhurbaşkanı “Anayasa’dan” diyerek Anayasa’yı masanın üstünde itmiş yani aslında Anayasa fırlatma yok. O şartlarda müzakereye devam edilememiş. Birkaç saat içerisinde 5 milyar dolar çekildiği söyleniyor.
*Irak konusundaki tavrı sebebiyle ABD’nin Ecevit’e ve hükümete operasyon yaptığı iddialarına katılıyor musunuz?
Bize karşı bir komplo olduğunu düşünmüyorum. İç dinamiklerde aramak gerekir. Biz seçimle düştük. Millet hepimize kırmızı kart gösterdi. Bülent Ecevit’in rahatsızlığı bazı arkadaşları DSP’nin geleceğine şüphe ile bakma noktasında getirdi. Aslında Bülent Bey, sağlığının bozulması sebebiyle çekilmeyi düşünüyordu. Bizimle açıkça konuşmuş değil. Sağlığının bozulması nedeniyle o görevi yerine getirmekte zorluk yaşadığını en başta kendisi de görüyordu. Avrupa Birliği uyum paketlerini çıkarıyorduk, Avrupa Birliği sürecinin aksamaması sebebiyle çekilmedi, erteledi.
Röportaj: Seda Şimşek/Bugün Gazetesi



